Uzun yıllardır kurumsal hayatta çalışan bir arkadaşım hikayeleştirme alanında danışmanlık yapmaya başladığımda şöyle demişti. “Aslına bakarsan başarılarımı paylaşmak işimin bir gereği fakat bunca yıllık tecrübeme ve iyi bir kariyere rağmen bir türlü başarılarımı anlatamıyorum. Çoğu zaman anlatmak ya ayıp geliyor ya da çok normal. Böyle olunca da insanlar yaptıklarımı değerli görmüyor. Bence insanlara başarılarını nasıl etkili bir şekilde anlatacağını da öğretmelisin.” 

Söyledikleri konusunda haklıydı. Belki bunda içinde yaşadığımız iklimin payı vardı, belki diğerkamlığın, belki de her daim alçakgönüllü olmamızı öğütleyen ailemizin. Ancak burada bizim fark edemediğimiz ince bir çizgi var. Başarılarımızı anlatmak, deneyimlerimizi paylaşmak bir gösteriş değil, aslında bizden sonrakiler için bir yol haritası oluşturuyor. Sürekli yaptıklarımızla övünmekle, engellerin üstesinden nasıl gelip başarıya ulaştığımızı anlatmak farklı şeyler. Bu ince çizginin neresinde duracağımıza en iyi biz karar verebiliriz.

Bu yüzden şimdiye kadar kimilerimiz doğaçlama bir yetenekle, kimilerimiz öğrenilmiş yöntemlerle kimilerimiz de el yordamıyla bunu yapmaya çalıştık. Fakat gerçek şu ki bu konuda yeni disiplinler ve metodolojiler geliştirmeye başlandı. Özellikle başarı hikayemizi nasıl anlatacağımız ve gerçeği kırmadan, bükmeden nasıl etkileyici bir şekilde sunacağımız konusunda birçok harita var. Gelin şimdi bu yol haritalarına birlikte bakalım.

Dinleyicilerinizi iyi tanıyın.
Sadece başarılarımızı anlatmak için değil neredeyse bütün görüşmelerde ve sunumlarda dinleyicimizin kim olduğunu bilmek çok önemli. İnsanların sizi dinlemesini istiyorsanız ilk önce onların kim olduğunu, nasıl bir dünyaları olduğunu, hayata bakış açılarını iyi bilmeniz gerekir. Hikayeniz sizi dinleyenlerin dünyalarıyla benzerlikler göstermeli, kancalar atmalı ve onları içine çekmelidir. Örneğin hafta sonları bisiklete binmeyi seven genel müdüre bir sunum yapacaksanız yönettiğiniz projeyi bir bisiklet veya pedal çevirme metaforuyla anlatabilirsiniz. Bu anlatım biçimi karşınızdaki kişinin sizin başarıya ulaşırken nasıl bir yol izlediğinizi görmesini, zihninde canlandırmasını ve hikayenizin güçlü bir şekilde aklında kalmasını sağlar.

Olumsuz özelliklerinizi nasıl geride bıraktığınızı paylaşın.
Hikaye anlatıcılarının başucu kitabı olan Kahramanın Yolculuğu’nun yazarı Joseph Campbell en unutulmaz hikayelerin kahramanın bir kusurunu ortaya çıkaran hikayeler olduğunu söyler. Örneğin, satış alanında çok başarılı birisinin gençliğinde insanların iletişim kuramaması ya da yönetici olarak başladığı şirkette başlangıçta işlerin hiç iyi gitmemesi her zaman ilgi çekici olur. Başarı hikayelerinizi anlatırken mutlaka kusurlarınızı nasıl aştığınızı da anlatın.

Canavarı nasıl yendiğinizi anlatın.
İngiliz gazeteci ve yazar Cristopher Booker uzun yıllar boyunca insanlığı etkileyen birçok halk hikayesini, miti ve masalı inceledi ve üzerine araştırma yaptıktan sonra bu hikayelerde sürekli tekrar eden örüntüler tespit etti. Ezelden beri tekrar tekrar yinelenen bu modelleri The Seven Basic Plots kitabında topladı. Bu yedi modelin ilk sırasında “Canavarı Yenmek” yer alıyor. Birçok filmde, romanda veya müzikalde gördüğümüz bu evrensel yöntem başarı hikayemizi anlatırken karşımıza engeller olarak çıkar. Siz de hikayenizdeki canavarların ne olduğunu bulup, onları nasıl yendiğinizi anlatmalısınız. Çünkü sizi dinleyen insanlar da hayatlarının bir döneminde benzer “canavarlar”la  karşılaşmış, o zorlukların üstesinden gelmeye çalışmışlardır. Bu hikaye yöntemi dinleyicilerin sizinle empati kurmasını, hikayenizle kendi hikayelerini özdeşleştirmelerini ve aranızda güçlü bağlar kurulmasını sağlar.

Deneyimlerinizden öğrendikleriniz kıymetlidir.
Başarı hikayenizi dinleyiciler için etkileyici yapacak en önemli şeylerden birisi de yol boyunca öğrendiklerinizdir. Steve Jobs’un Stanford University mezuniyet töreninde (2005) yaptığı konuşma bu konudaki en iyi örneklerden biri: “Okulu bıraktığım ve derslere girmek zorunda olmadığım için kaligrafi dersi alıp bunun nasıl yapıldığını öğrenmeye karar verdim. Serif ve sans serif yazı karakterleri hakkında yeni şeyler öğrendim. İyi bir tipografinin sahip olması gereken şeyleri öğrendim. Kaligrafi bilimin dahi açıklama getiremediği derecede güzel, tarihi ve artistik bir şeydi. Ancak bu öğrendiğim şeyleri pratikte uygulayıp uygulayamayacağımı bilmiyordum. 10 yıl sonra ilk Macintosh’u tasarlarken bu aldığım dersi hatırladım. Kaligrafi dersinde öğrendiklerimi bilgisayarın arayüzünde uyguladık. Eğer o dersi almasaydım Mac’lerin fontları bu kadar başarılı olamazdı…”

Bu tür deneyim hikayeleri dinleyicilere yeni dünyaları keşfetme cesareti ve bilinmeye yaptıkları yolculukta vazgeçmemelerini sağlayacak bir güç verecektir.

Kısacası, hepimiz hayatımızın öznesi, vakanüvisi ve kahramanıyız. İster iş hayatı olsun ister özel hayatımız hikayemizi en iyi şekilde anlatmak kıymetli. Kimisi bu deneyimden faydalanır, kimisi engelleri aşarken ki irademizi ve yaratıcılığımızı görür, kimisi de geleceğe daha umutlu bakar. Her ne olursa olsun insanlarla bağ kuran, bizi özel yapan ve herkesten ayıran tek şey hikayemiz olacak.

Etkinlik ve eğitimlerimizden haberdar olmak için bültenimize üye olun