Hikaye anlatıcılığının yaşayan efsanelerinden Robert Mckee, liderliği kendi hikayesini yaratma becerisi ve bir hikayenin gerçekleşmesi için başkalarına ilham verme sanatı olarak tanımlıyor. Bu yüzden fark yaratan liderlerin aynı zamanda profesyonel hikaye anlatıcıları olduğunu söylüyor. Liderlik ve zeka kuramları üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Harvard University kognisyon ve eğitim profesörü Howard Gardner ise liderlikte en önemli yeteneğin insanlarla bağ kuran ve rezonans yaratan hikayeler anlatmak olduğunu ifade ediyor.

Richard Boyatzis, Yeni Liderler kitabında rezonans yaratan liderlik (resonant leadership) kavramını şöyle açıklar: “Rezonans sözcüğünün anlamı sesin yansımayla ya da eşzamanlı titreşimle güçlenmesi ve uzaması anlamına gelir. Kişiler liderleriyle duygusal bakımdan aynı dalga boyunda olduklarını hissettiklerinde aralarında eşzamanlı titreşimler ortaya çıkar ve bu da olumlu duygusal bir ortaklık yaratır.”

İş dünyasında liderlerin hikaye anlatıcılığını kullanmalarının en önemli sebebi işte bu rezonansta gizli. Başarılı liderler kültürü şekillendirmenin ve vizyonları doğrultusunda bir iklim oluşturmanın en önemli yolunun empati yaratmaktan, ekiplerinin duygularına dokunmaktan ve aynı resmi görmekten geldiğini biliyor. Bu stratejik anlatım biçimi, ekiplerinin düşünme şeklini değiştirmelerine yardımcı oluyor ve çalışanların davranış biçimlerini dönüştürmede kritik bir rol oynuyor.

Princeton University’den psikoloji ve nörobilim profesörü Uri Hasson’a göre hikaye beyin bölgelerinin tümünü çalıştırmanın tek yoludur. “Dinleyici böylelikle hikayeyi kendi deneyimleri ve düşünceleriyle birleştirerek içselleştirir. Hikayeyi okuduğumuz veya dinlediğimiz sırada kısa bir süre için, hikayedeki olayların aslında bizim başımızdan geçtiği hissine kapılırız. Her bir duyusal görüntü, ses ve duygu bizi içine çektikçe beynimizde birer tutunma noktası oluşturur ve biz özel bir çaba harcamadan dikkatimizi korumaya devam ederiz.”

Hikaye anlatıcılığının günümüzde iş dünyasında ve özellikle liderlikte önemli bir araç haline gelmesinin sebebi yaşadığımız çağın bir anlam çağı olması ve insanların daha fazla dahil olma isteği. Bugün insanlar bir liderin peşinden gitmek değil, birlikte hareket etmek ve birlikte bir hikaye yazmak istiyorlar.

Dolayısıyla bugün iş dünyasında hikaye anlatıcılığının kreşendosunu yaşıyoruz. Liderler giderek artan bir şekilde hikayeleri kullanmaya; kim olduklarını, neye inandıklarını, hedeflerini hikayelerle anlatmaya devam ediyor. Bu iletişim biçimi ortak duygularla, basit ve dahil edici bir şekilde birlikte bir hikaye yaratmamızı sağlıyor.

Koronavirüs günlerinde çalışanlarıyla rezonans yaratan, birlikte bir hikayenin kahramanı olan birçok lider tanıdık. Açık, doğrudan, dürüst iletişim kurmanın, empati ve güven duygusu yaratmanın önemini bir kez daha fark ettik. Örneğin Toyota’nın CEO’su Ali Haydar Bozkurt’un “En kötü senaryomuza göre, bugünden itibaren yıl sonuna kadar satışlarımızın tamamen durduğu ve hiçbir gelir elde etmediğimiz bir ortam söz konusu olsa dahi, çalışanlarımızın ve ailelerinin mağdur olmaması için her ay ücretlerini ödeyecek şekilde planlamamızı yaptık" açıklaması veya Yemeksepeti’nin CEO’su Nevzat Aydın’ın, Getir’in CEO’su Nazım Salur’un bu zor zamanların kahramanı çalışanlarıyla kurduğu ilişki ve birlikte bir hikayenin parçası olduklarını ifade etmeleri rezonans yaratan güzel hikayeler.

Günümüzdeki liderliğin belki de en önemli özelliği bu dahil edicilik ve birlikte hareket etme kültürü olacak. Lider artık insanları peşinden sürükleyen, önde giden değil kahramanların arasına karışan, görünmez ama varlığı hissedilen birisi olacak.

Görünen o ki, önümüzdeki yıllarda hikaye anlatıcılığı liderlerin kullandığı en önemli enstrümanlardan birisi olarak karşımıza çıkmaya devam edecek. Liderler ilham vermek, vizyon oluşturmak, kültür ve değerleri tanımlamak için hikayeleştirmeyi kullanmaya devam edecekler.  Belki de bu yazının vermek istediği mesajı ve liderliğin geleceğini en iyi “Etkili insanların 7 Alışkınlığı” kitabının yazarı Stephen R. Covey ifade ediyor: “Lider olarak ilk önce kendi sesinizi keşfetmeli ve sonra başkalarının kendi seslerini keşfetmelerine yardımcı olmalısınız. Ve en önemlisi hayatınızı diminuendo değil, kreşendoda yaşamalısınız.”

Etkinlik ve eğitimlerimizden haberdar olmak için bültenimize üye olun