Yıl 1950’liler. Yer Brezilya. BCPF’de (Brazilian Center for Physics Research) yüzlerce öğrenci, akademisyen ve fizikçi toplanmış kürsüdeki adamı dinliyor. Adam elinde bir fizik kitabı tutuyor. Kitabın yazarı da onu dinleyenler arasında. Kitabın sayfalarını rastgele çeviriyor. Bir sayfanın üzerinde duruyor. Okumaya başlıyor.

“Triboluminescence, kristallerin ezilirken saldıkları ışıktır…”

Sonra izleyicilere dönüp soruyor.

“Fen bunun neresinde?”

Cevabı kendisi veriyor.

“Yok!”

Her zamanki gibi sözünü esirgemeyen bir tavırla konuşmaya devam ediyor.

“Burada verilen sadece bir kelimenin başka kelimelerle ifade edilmiş anlamı. Bunların yerine şöyle yazılsaydı daha iyi olmaz mıydı: Bir miktar şeker alıp karanlıkta penseyle ezersek mavimsi bir ışık görürüz. Bazı başka kristallerde de bu görülür. Bu olayın adı triboluminescence’dir…”

Konuşması bittiğinde herkes ayakta alkışlıyor. Kürsüden inip yerine doğru yürüdüğünde herkes hayranlıkla onu izliyor. Hayranlığın sebebi sadece düşüncelerini cesurca ifade etmesi değil aynı zamanda Nobel ödüllü bir fizikçi, nanoteknolojinin babası, kendi adıyla bilinen Feynman Diyagramları’nın yaratıcısı olması.

Arka Cebinde Tornavida Taşıyan Bir Çocuk
Richard Feynman 1918’de New York’ta, Rus ve Polonya asıllı Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geliyor. Aykırılığını “tutucu düşünceye meydan okumak için” kendisini sorular sormaya teşvik eden babası Melville’den, yaşamı boyunca terk etmediği mizah anlayışını annesi Lucille’den alıyor.

Mühendisliğe ilgisi çocukluğunda başlıyor. Evdeki bozulmuş radyoları tamir etmekten çok hoşlanıyor ve laboratuvarında yaptığı deneyler sayesinde başarıyla radyoları tamir ediyor. Kısa süre içinde bozulan radyolarını onarması için komşuları tarafından çağırılan bir çocuğa dönüşüyor. Bu yüzden nerede olursa olsun arka cebinden tornavida eksik olmuyor.  

16 Yaşında Bir Dahi
Henüz 16 yaşındayken tüɾev ve integɾal hesabını tüm yönleɾiyle kavɾıyor. 17 yaşında Rockway'den ayɾılıp lisans derecesini yapacağı MIT (Massachusetts Institute of Technology)'ye giriyor. Lisans derecesinden sonra ünlü Pɾinceton University’ye kabul ediliyor. Doktorasını Pɾinceton'dan aldıktan sonra 1942'de ABD'nin savaşa katılmasıyla birlikte ünlü Manhattan Projesi (atom bombası projesi) için çağrılıyor.
Savaş sonrası Cornell University’de çalışmaya başlayan Feynman burada atomaltı parçacıkların karmaşık yapısı için basit bir yöntem geliştiriyor. Onun bu yöntemi fizikte “Feynman Diyagramları” olarak anılıyor. 1965'te Kuantum elektrodinamiğine yaptığı katkılardan dolayı Itiro Tomonaga ve Julian Schwinger ile birlikte Nobel Fizik Ödülü’ne layık görülüyor.

Feynman büyük bir fizikçi olmasının yanı sıra hayatı keyifle yaşayan, kalıpları reddeden, özgür ruhlu bir adam. En sevdiği şeylerden birisi striptiz kulüplerine gitmek. Yarı çıplak kadınlar önünde dans ederken kendisi ertesi gün vereceği fizik dersini hazırlıyor. Fizik dışında en büyük tutkusu Bongo çalmak. Arkadaşları gecenin bir yarısı odasından çıkıp ormana gittiğini ve sabaha kadar bongo çaldığını anlatıyor. Hatta bir keresinde Brezilya’dayken bongosuyla samba gösterisine bile katılıyor. Bir ara resme merak salıyor, resim dersi alıp resim yapmaya başlıyor. Resim sergisi açıyor. Atom bombası projesinde çalıştığı zamanlarda canı sıkıldığı için özel evrakların saklandığı şifreli kasaları açıyor. Evrakları arkadaşlarına verip gülerek “Kasanız pek güvenli değil” diyor.

Feynman Tekniği
Bu eğlenceli, nüktedan fizikçi aynı zamanda çok iyi bir öğretmen. Öğrencileri onu çok seviyor.  Derslerini hikayeleştirerek herkesin kavrayabileceği şekilde metaforlar, analojiler kullanarak anlatıyor .“Bir şeyi basit bir şekilde açıklayamıyorsan onu yeterince iyi anlamamışsınız demektir” diyen büyük bir hikâye anlatıcısı aynı zamanda.

Feynman’ın hocalığı sırasında uyguladığı bu yöntem, daha sonra “Feynman Tekniği” olarak adlandırılıyor ve akademiden iş hayatına kadar bir öğrenme ve öğretme yöntemi olarak kullanılıyor. Peki Feynman Tekniği nasıl işliyor? Gelin birlikte bir bakalım.

1.Öğrenmek istediğin konuyu seç ve onu çalışmaya başla.
Feynman “İlk önce öğrenmek istediğin konuyu seç ve çalışmaya başla” diyor. Daha da önemlisi, öğrendiklerini bir deftere yaz.

2.Çalıştığın konuyu hiç bilmeyen birine anlatır gibi anlat.
Mümkün olduğu kadar basit ifadelerle anlatmamızı tavsiye ediyor. Sadeleştirmek konuyu sizin için de anlaşılması kolay hale getirecektir.

3.Takıldığın noktalarda kaynaklara geri dön.
Bu boşlukları kapatmak için yine kaynaklara, kitaplara geri dön. Konuyu eksiksiz anlatabilecek seviyeye kadar bunu tekrarla. 

4.Basite indirge ve benzerlikler kurarak anlat.
Anlatacağınız konuşu basite indirgeyin, hikayeleştirerek (metaforlar ve analojilerle) anlatın.  

Aslında Feynman’ın bu öğrenme ve öğretme modeli bugün iş hayatında bazı liderlerin iş sunumlarında ve konuşmalarında görebiliyoruz. Bu liderler zor olan tabloları, grafikleri ve verileri basit hikayelerle aktarmayı tercih ediyorlar. Teknik terimler, İngilizce sözcükler, yüzdesel sayılardan arınmış bir toplantı herkes için daha akılda kalıcı ve etkili oluyor. 

Richard Feynman fizik alanında hayatımızı değiştirecek birçok yeniliğe imza attı. Ama daha da önemlisi, hikayeleştirmenin öğrenme ve öğretme de ne kadar önemli olduğunu gösteren bir bilim insanıydı.

Etkinlik ve eğitimlerimizden haberdar olmak için bültenimize üye olun