Empatik Bir Hikaye Nasıl Yaratılır?

 

“İnsanlara iyi bir hikâye anlatmak ve onları etkilemek için iki yol vardır. Ya karakteriniz sempatik olmalı -hoşa giden, sevilen bir karakter- ya da empatik olmalı. Yani dinleyen kişi, hikayedeki kahramanla kendisi arasında güçlü bir bağ kurmalı.

 

Pozitif başlangıç yapılan bir hikâye, pozitif bitiyorsa onun ilgi çekmesi zor olabilir. Hikâyenizin güçlü olması için olumsuzdan olumluya veya olumludan olumsuza gitmesi gerekir.”

 

Etrafımıza baktığımızda birçok insanın kendisini anlatırken mütemadiyen başarılarından, yaptığı iyi işlerden, gerçekleştirdiği satış veya pazar payı rakamlarından bahsettiğini görüyoruz. Sunumunu veya konuşmasını dinlerken neredeyse her şeyin mükemmel olduğu bir dünya tahayyül ediyoruz.

 

Oysa Mckee’nin ifade ettiği gibi bir yönetici, başarıları ile birlikte başarısızlıklarını da anlatıyorsa, olumsuz koşullarla karşılaştığında onların üstesinden nasıl geldiğini paylaşıyorsa ancak burada dinleyiciler bir empati kurabiliyor.

 

Empati kurulan hikâyeler, sempati kurulan hikayelere göre daha güçlü oluyor. O zaman insanlar, bu insan da benim gibi diyorlar. Eğer o yapabilmişse ben de yapabilirim diye düşünüyorlar.

 

İş dünyasındaki birçok başarılı yöneticinin başarısızlık hikayesi anlatması bu yüzden tesadüf değil. Çünkü insan hayatı da bu ritimle ilerliyor. Hayaller ve hayal kırıklıkları, başarılar ve başarısızlıklar, üzüntüler ve sevinçler hepimizin yaşadığı duygular. Bunları olabildiğince açık ve samimi bir şekilde anlatan insanları dinlediğimiz zaman kendimizi o kişiyle özdeşleştiriyor, ona güven duyuyor, en önemlisi ilham alarak, onu başarıya ulaştıran metotları kendi hayatımızda uygulayabiliyoruz.

 

Bunun, yani iş dünyasında empatik hikâye anlatımının en iyi örneklerinden birini Coca Cola’nın Ceo’su Muhtar Kent’te görebiliyoruz. Kent, birçok röportajında veya konuşmasında sık sık kariyerine nasıl başladığını, ne tür engellere karşılaştığını ve bunları nasıl aştığını anlatıyor.

 

“Amerika’ya 1978’in sonunda gittim, cebimde sadece bir diploma vardı. Bir gün gazetede Coca-Cola’nın bir ilanını gördüm. Başvurdum ve işe kabul edildim. 1979 yılında Atlanta’da işe başladım. İlk dokuz ayımı kamyonlarda geçirdim. Sabah saat 4’te kalktım, Coca Cola’ları kamyonlara yükledim ve marketlere Coca-Cola sattım… Benim için çok önemli bir dokuz aydır o. Çünkü hiçbir zaman unutmadım o dokuz ayı.’’

 

Sizin unutamadığınız dokuz ay hangisi?

Etkinlik ve eğitimlerimizden haberdar olmak için bültenimize üye olun